Nefes Alanları - Sistemde Aralıklar Açmak
Fikren tam burada olmayabilirsiniz ama bu yazdıklarım bazı kuşkularınızı en azından destekler nitelikteyse bile o zaman doğru yerdesiniz. Aksi takdirde bu etkinlikler sizin için olmayabilir. Çünkü keyif diyorsam da bunlar modern anlamda eğlence veya huzur etkinlikleri ya da gezileri değil.
Kısa vadede hedefimiz bir nefes alanı yaratmak, modern yaşamın sömürücü yapısının yol açtığı bedensel ve zihinsel tahribata direnmemizi sağlayan bir nefes alanı. Uzun vadedeyse, becerebilirsek, farklı bir yaşama kültürü, insanın ve yerkürenin sömürüsüne dayanan bu sistemde, bu düzende bir aralık açmak. Kaçmadan, modern dünyanın yaşamın her alanını işgal etmesine direnerek.
Etkinliklerde üç temel alanda farklı olacağız:
1. Bedenselliğimizi devreden çıkartan teknolojiler kullanmayacağız. Elden geldiğince bedenlerimizi de olaya katan teknolojilerle sınırlayacağız etkinlikleri.
2. Modern tüketim kültürünün iletişim ve etkileşim ağlarından uzak duracağız. Yani telefonlar ve sosyal medya olmayacak.
3. Modern kültürün aşırı bireyselleşmesinden uzak duracağız. Etkinliklerin temel birimi birey değil, ufak sosyal grup olacak. Ne aşırı kalabalık ortam ne de bunun panzehiri olarak düşünülen tek başınalık. Doğal sınırlarımızın gerektirdiği ufak grup içinde ve aracılığıyla farklı yaşamanın yollarını bulacağız.
Etkinliklerin bu üç ilke bağlamında nasıl olacaklarına ve bize ne vereceklerine, yani modern yaşam kültüründen farklılıklarına dair daha ayrıntılı bilgi için Ekokültürel Habitat sayfasına gidebilirsiniz.
Ekokültürel Habitat - Boğulma Alanından Nefes Alanına
Belli bir program yok. Amaç bir şey öğretmek değil. Bir arınma ayini de değil. Ama keşfetmek, keyifle keşfetmek ve keşfederken dönüşmek.
Üç "olmayı" keşfetmeye çalışacağız: (1) Bedensel olmayı, (2) Modern olmamayı ve (3) Yerkürenin parçası anlamında ekokültürel olmayı.
İnsan kültürel ve ekolojik bir varlık ve her ikisinin de altyapısı cinsel bir beden. Tüm süreç, ilişkilerle dolu bir yerel bağımlılıklar ağının parçası olarak evrimsel bir akış içinde gerçekleşiyor.
Ekokültürellik bu. Yaklaşık on bin yıl öncesine kadar böyle yaşıyorduk. Bugün o varoluşun eko'su büyük ölçüde kayıp.
Kültürü de saçma sapan bir tüketim sömürüsüne dönüştürdük. Nefes alanı boğulma alanı oldu.
Bu etkinliklerde nefes alanını geri getiriyoruz ama bir kaçış olarak değil, direnen bir ekokültürel nefes alanı, bir ekokültürel habitat yaratarak.

Doğallaşma Etkinlikleri Nasıl Olacak ve Ne Verecek?
Bedensel becerilerinizle tanışacaksınız
Ekokültürel habitatımız, yani yelkenlimiz, modern ölçütlere göre teknolojik açıdan epeyce basit bir ortam. Modern teknoloji yerine bedenselliği öne çıkartan bir ortam. Aslında pek de ihtiyaç yok modern teknolojinin büyük kısmına.
Yelkenlimizi biz götüreceğiz. Bizim bedensel çabamızla yol alacak. Ama sadece kas kuvvetiyle değil. Koşulları okuyarak, çözerek ve doğru stratejiyi belirleyerek yapacağız bunu. Yani kaslarımız kadar kafalarımızı da kullanacağız.
İlk başta yoracak. Ürkütecek de. Çünkü önceden ayarlanmış modern bir turizm etkinliği değil bu. Gerçek bir durum, yelkenlimizin faaliyeti bize, bizim başarımıza bağlı olacak. Başaramazsak bir yere gidemeyecek.
İşte tam da bu olacak keyif veren. Hiç bilmediğiniz, denemediğiniz bir yanınızla karşılaşacaksınız ve bu keyif verecek size. Çünkü o güne kadar hiç yapmadığınız, hatta yapamayacağınıza inandığınız bir şey becermiş olacaksınız. Kendi ellerinizle, bedeninizle, aklınızla yapacaksınız bunu.

1970'ler. Deniz ve doğayla tanışmamı sağlamış Odysseus'la Çatı koyunda.
Modern yaşamın rutinsel, köreltici ve yabancılaştırıcı dünyasından uzaklaşacaksınız
Pek de ufak olmayan motorsuz bir yelkenliyi hareket ettireceksiniz. Pek kolay bir şey değil bu. Keyif kısmen buradan gelecek. Sonuçta fiziksellikten keyif alacak şekilde evrilmişiz.
Ama asıl keyif, bu başarının başından sonuna kadar bizim ürünümüz olmasından gelecek. Kadın erkek çeşitli ben'lerden oluşan bir biz'in.
Modern yaşam, çocukluktan sonra bizi pek de değişmeyen rutinlere, günlük alışkanlık ve iş koşullarına hapsediyor. Yıllarca süren bu aynılık ve tekdüzelik becerilerimizi köreltiyor, merakımızı öldürüyor, heyecanımızı yok ediyor. Koskoca bir aygıtın, sahte ve yapay heyecanlarla mutlu edilen ufacık bir vidası olarak yaşıyoruz.
İşte burada vida olmaya son diyoruz. Başından sonuna içinde olduğunuz, her yanınızla hissettiğiniz ve tamamında rol aldığınız bir sürecin etkin katılımcısı olacaksınız.
Elleriniz beyninizle bir araya gelecek, fiziksel çaba düşünmeyle birleşecek. Daha önce hiç bilmediğiniz ve yapmadığınız aktiviteler beyninizde yeni alanlar açacak.
Alacağınız keyfin fizyolojik kaynağı da bu aslında. Yeni bir şey, yeni bir deneyim ve bunun, yani yeninin, alışılmamış olanın, bedeninizin parçası olurken verdiği keyif.
Bedensellik bu. Basit bir fiziksellik değil. Eylemi eylemden yabancılaşmadan yapmak, hayatı hayattan yabancılaşmadan yaşamak. Baştan sona içindeydim, parçasıydım, oradaydım diyebilmek.
Modern teknolojinin bizden aldığı, hatta çaldığı ve bizim de geri almak istediğimiz bu: yabancılaşmayı tersine çevirmek. Ancak bu tür bedensellik yabancılaşmayı sona erdiriyor.
Birlikte çalışacak, birlikte yiyip içip aynı mekanı paylaşacağız
Yelkenlimiz, yüz yıl öncesinin geleneksel iş yelkenlisi. İç tasarımı da öyle. Yani içinde kişiye özel kamaralar yok. O zamanın yelkenlileri gibi geniş bir ambarı var ve biz bunu olduğu gibi koruduk; bölmelerle ayırmadık. Kapalı ve özel tek mekan tuvalet.
Modern yaşamı reddediciliğimizi mekanda da sürdürdük. Ama sadece bireysel kamaraları reddederek değil, modern yaşamın ilişkileri rekabetçi ve saldırgan kılan sıkışıklığını, kalabalıklığını da reddederek. Bu sebeple muhtemelen en fazla sekiz kişi olacağız yelkenlimizde.
Özel kamaraların olmaması sadece eskiyi korumak için değil. Modern kapitalist bireyciliği de reddediyoruz. Elbette her birimiz bireyiz ama bireycilik farklı. Kayık daha çok birlikteliği ve paylaşımı öne çıkartan ortak bir alan. Hem güvertede hem de ambarda.
Yemekleri birlikte hazırlayıp birlikte yiyeceğiz. Sohbetlerimiz de ya kıyıda ateş etrafında ya da güvertede veya ambarda masada ya da yere yayılarak olacak. Uyku da ya güvertede ya da içerideki ranzalarda. Bazen de kıyıda kamp kurarak.
Yelkenlimizi götürürken olduğu gibi içerideki diğer işleri de beraber yapacağız. Elbette herkes kendi başına da kalabilecek; yeterince alan var. Önemli olan modern tüketim kültürü alışkanlıklarından uzak kalmak ve burada da teknoloji çıkıyor karşımıza.
Eski usul sosyalleşeceğiz: teknolojiyi kaldırarak, yüz yüze, göz göze
Teknoloji yakın, yüz yüze sosyal ilişkilerimizi de ele geçirdi artık. Modern tüketim kültürünün yeni oyunu. Sosyal medya denen bir saçmalık icat ettiler. Sosyal yabancılaşma demek daha doğru. Arada mesafeler olduğunda işe yarayabiliyor, birbirlerini tanımayacak insanları buluşturabiliyor. Ama yüz yüze ilişkilerde sosyalleşmeyi sekteye uğratıyor. Yelkenlimizde sosyal iletişim eski usul, yani teknolojisiz veya elden geldiğince az teknolojiyle olacak. Tercihimiz yüz yüze, göz göze olmak.
Yakın ilişkilere teknolojiyi dahil etmek duyularımızı şaşırtıyor ve yoğunlaşmamızı engelliyor. Bir tür gürültü işlevi görüyor. Uzun vadede daha da kötü. Sosyal becerilerimizi köreltiyor. Nedir bunlar? Örneğin, konuşmak, anlatmak, uzun cümleler kurabilmek, espri yapabilmek, ayrıntıları görebilmek ve aktarabilmek vb. Ama en önemlisi samimi olmak. Daha karmaşık becerilere girmiyorum bile. O yüzden bu etkinliklerde sadece kayığı yürütürken değil, sosyal ilişkilerde de teknoloji olmayacak.
Telefon ve Sosyal Medyadan uzak yaşayacağız
Bu bağlamda en sorunlu teknoloji telefon. Telefonu bırakacağız bu etkinliklerde. Size acil ulaşılabilmesi için ortak bir telefon olacak. Onun numarasını verirsiniz insanlara. Ama yine de kesinlikle ayrılamıyorsanız telefonunuzdan o zaman bu etkinlikler için çok meşgulsünüz, belki de diğer işlerinize yoğunlaşmanız daha doğru. Yanınızda getirebilirsiniz telefonunuzu ama kayığın sosyal ortamına değil.
Telefon olmayınca sosyal medya da olmayacak. Yani görsel gevezelik, sürekli fotoğraf çekip paylaşmak da olmayacak. Amaç yaşadığımızı birilerine göstermek değil, kendimiz yaşamak. Duyularımızla herhangi bir müdahale olmadan yaşamak, duyularımızı elden geldiğince serbest bırakmak. Sürekli fotoğraf çekmek bunu engelliyor; bakmıyoruz, sadece çekiyoruz. Ama elbette fotoğraf makinesiyle birkaç fotoğrafa hayır demiyoruz.
Aynı sorun teknolojik müzikte de var. Arka planda sürekli müzik olmayacak. Siz söyleyebilir ya da çalabilirsiniz. Eğlenmekle derdimiz yok, teknolojik olmadığı sürece, kendimiz aracısız yaptığımız sürece.
Sosyal ilişkide teknolojik bağımlılığı terk edeceğiz
Telefonunuzdan koptuğunuzda, yani sosyal medyadan uzaklaştığınızda bir yoksunluk krizi yaşayabilirsiniz. Muhtemelen yaşayacaksınız. Bu yeni bağımlılığımız, modern bağımlılık, tıpkı alkolizm veya diğer yapay uyuşturucu ve uyarıcılarla olduğu gibi. İnsan olarak yatkınız bağımlılıklara. Ama madem olacak bu, teknolojik araçlarla olmasın, insana, doğaya, o sırada yaşadığımıza, eyleme, düşünmeye, hayal kurmaya olsun diyoruz.
Teknolojik bağımlılık tekrara ve dolayısıyla uyuşturma ve köreltmeye dayanıyor; bireysel görme ve olmayı engelliyor, sürüleştiriyor. Doğal duyularımızsa çeşitliliği görmeyi ve farklı eylemlerde olmayı özendiriyor. Merak, eylem ve çeşitlilik evrimsel yapımızda var ve bunlar tetiklendikçe yaşamaktan gelen keyif dozu artarak zenginleşiyor. Keyif her şeyden alınabilir, önemli olan niteliği. Burada kilit sözcük zenginleşme, tektipçilikten, monotonluktan uzaklaşma.
Gördüğümüzü paylaşmak değil, gördüğümüzü anlatmak
Örneğin, bir fotoğraf paylaştığınızda kendinizden hiçbir şey katmıyorsunuz aslında. Ama o yaşadığınızı anlatmaya kalkışırsanız cümleleriniz, olayı öyküselleştirmeniz, süreç sırasındaki mimikleriniz, esprileriniz, algıladığımız renkleri, kokuları ve hisleri aktarmanız, tüm bunlar bedeninizdeki çeşitli süreçleri harekete geçiriyor ve karşılığında hem heyecanlanıyor hem de heyecanlandırıyorsunuz.
Bu paha biçilmez bir insan özelliği, bizi gerçekten mutlu kılan pratiğin ta kendisi. İşte telefonu bıraktığınızda, sosyal iletişimden teknolojiyi çıkarttığınızda bu bedensel ve yaşamsal zenginleşmeyi yaşayacaksınız.
İletişim ve eğlence teknolojileri değil bunun yerini almak, buraya yaklaşamıyorlar bile. En iyi ihtimalle ancak mutsuzluğu geçici bir süre savuşturmamızı sağlıyorlar. Mutluluk daha fazlasını, bizim bilfiil bedensel katılımımızı gerektiriyor.
Saat yok, doğal akışa göre yaşayacağız
Teknolojiye ek ikinci önemli konu da içselleştirdiğimiz modern zaman akışı. O da modern yaşamın abarttığı bir başka tür teknoloji. Saat takıntısı kapitalist ekonominin üretim verimliliği takıntısının sonucu. Burada bu kapitalist icadın yerini doğal akışlar alacak. Yani kalkış, yatış ve yemek saatlerimizi doğal akışlar belirleyecek. Doğal akış, bizim için güneş, rüzgar ve bedenlerimiz. Ona göre uyanacak, ona göre yatacağız. Yola çıkışımızı rüzgara göre yapacağız. Çoğu kez güneşle veya güneşten biraz önce kalkacağız ama tabii gün içinde bir köşeye çekilip kestirebileceğiz de. Hedef, günlük faaliyetlerimizi bedenlerimizin ve doğanın ritimlerine göre ayarlamak.
Doğadan ve doğallıktan kopukluğumuza son vereceğiz
Yapay habitattan ve onun kölece çalışma, tüketme ve teknoloji dünyasından uzaklaşınca tamamen farklı bir dünyada bulacağız kendimizi. Doğada mı? İlk anda öyle düşüneceğiz. Ama hayır. doğa olmayacak bu. İnsandan daha fazlası olan yerküreyle ilişkiye girecek, onunla aramızdaki bağı keşfedeceğiz. Bunun için de bol bol doğa yürüyüşleri yapacağız. Yürüyeceğiz, tırmanacağız, atlayıp sıçrayacağız. Sadece oturup seyretmeyeceğiz ya da fotoğraf çekmekle yetinmeyeceğiz, inceleyeceğiz ve anlamaya çalışacağız. Çünkü amaç doğada olmak değil, doğallığın içinde olmak, yani doğanın yarattığı varlıklar olarak bizim bu var oluşla ilişkimizi keşfetmek. Yoksa sadece doğayı terapisel anlamda kullanmak değil. Bu süreçte yorulacağız, terleyeceğiz ama sonunda epey keyif aldığımızı da hissedeceğiz. Bedenlerimizle hissedecek, algılayacak ve tanıyacağız.
Ateş Çemberleri
Ama